“Kafada sersemlik için hangi doktora gidilir?” Üzerine Felsefi Bir Deneme
Bir gün, bir banka oturmuş etrafı izlerken düşündüğünüzü hayal edin: İnsanların yüz ifadeleri, yürüyüşleri, uzaktaki bir kuşun uçuşu… Bir an için hayatın akışı içinde kafanızda bir sersemlik hissi belirir. Bu sadece fizyolojik bir belirti olmayabilir; aynı zamanda beden ve bilinç arasındaki ilişkinin, varlığın ontolojik yapısının ve yaşadığımız dünyayı nasıl bilgi olarak deneyimlediğimizin sorgulanmasını tetikler. Bu basit semptom, niyetlerimizin, algılarımızın ve etik sorumluluklarımızın kesiştiği bir metafor olabilir. Böyle bir noktada kafamızda beliren ilk soru da şu olur: Kafada sersemlik için hangi doktora gidilir? Bu soruyu sadece tıbbi bir yönüyle değil, felsefenin üç temel kolu olan etik, epistemoloji ve ontoloji üzerinden sorgulayalım.
Bir Sorunun Anatomisi: Sersemlik ve Doktor Arayışı
Felsefenin temel disiplinlerinden biri olan epistemoloji bize “bilgi nedir?” diye sorar; neyi neden bildiğimizi inceler. Fiziksel bir semptomla karşılaştığımızda tıp bize belirli yollar sunar: sersemlik, baş dönmesi veya denge kaybı hissi için klinik bir değerlendirme yapılır. Bu tür semptomlar genellikle kulak burun boğaz (KBB) uzmanı ya da nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilir. İç kulak, denge ve vertigo ilişkisine bakıldığında, iç kulaktaki denge organlarından kaynaklanan baş dönmeleri için KBB uzmanı önerilirken; beyin ve sinir sistemi ile ilişkili semptomlar için nöroloji uzmanı takip edilir. Semptomun niteliğine göre kardiyoloji ya da dahiliye bölümleri de devreye girebilir.([Ozan Seymen Sezen][1])
Bu tıbbi yön, bilginin somut ve test edilebilir bir formunu temsil eder. Epistemolojideki bilgi kuramı, deneyimimizi yapılandıran algıların kaynağını sorgular; bir baş dönmesi hissedildiğinde, bedenimizden gelen sinyallerin beynimiz tarafından nasıl işlendiğini anlamaya çalışırız.
Ontoloji: Varoluşsal Bir Bakışla Sersemlik
Ontoloji, varlık üzerine düşünür: “Ben neyim?” ve “Dünya nasıl var olur?” gibi soruları sorar. Fiziksel bir semptomu ontolojik açıdan ele almak, sadece “hastalık” olarak görmekten çıkarak beden-zihin ilişkisine dair bir düşünceye açar. Descartes’ın cogito ilkesi, “Düşünüyorum, öyleyse varım,” demişti; peki ya bedeninizin beklenmedik bir şekilde titreştiğini hissettiğinizde, bu durum varlığınızın farkına nasıl katkıda bulunur?
Bu semptom, aynı zamanda bedenin dünyayla etkileşiminin kesintiye uğradığı bir anı temsil eder. Merleau‑Ponty’nin fenomenolojisinde beden, bilginin bir kaynağıdır; bedeninizdeki sersemlik hissi, size dünyanın algılanma şeklini yeniden sorgulatır. Bu hissin kaynağını aramak, sadece bir uzman arayışından daha derin bir sorgulama sürecidir: Bedenim ve ben nasıl ilişkileniyoruz?
Etik: Sağlık, Sorumluluk ve Tedavi Arayışı
Etik, eylemlerimizin doğruluğunu ve ahlaki sorumluluklarını inceler. Bir semptom fark ettiğinizde doktor aramak sadece tıbbi bir gereklilik değil, aynı zamanda kendi bedeniniz ve yaşamınız için sorumluluk üstlenmektir. Bir KBB uzmanı veya nörolog aramak, semptomun altında yatan nedenleri anlamak için atılmış bir adımdır. Aynı zamanda bu eylem, varoluşsal bir sorumluluk duygusunu temsil eder: Kendim için en doğru bilgiyi aramak ve yaşam kalitemi korumak.
Felsefi etik, hastalığın bireysel ve toplumsal boyutunu da sorgular. İnsanların aynı belirtiyi deneyimlediğinde nasıl farklı reaksiyonlar verdiğini düşündüğünüzde, sağlık sistemlerine erişim, bireysel bilinç ve tedaviyi arayış biçimleri farklı kültürel bağlamlarda değişir. Bu da bize, etik seçimlerin sadece bireysel değil, toplumun yapısal öğeleriyle ilişkili olduğunu hatırlatır. Bir semptomu görmezden gelmek de bir seçimdir; ona müdahale etmek de. Bu seçimler, etik açıdan bireyin kendi varoluşuna yönelik sorumluluğunu ortaya koyar.
Felsefi Perspektiflerden Doktor Arayışına Yönelik Neden‑Nasıl Soruları
Felsefe bize soru sormayı öğretir. Şimdi şu sorularla düşünmeyi derinleştirelim:
“Bir fiziksel semptomu deneyimlemek, varoluşsal bir farkındalık anı yaratır mı?”
“Bu hissin tıbbi olarak değerlendirilmesini istemek, epistemik sorumluluk mu yoksa hayatta kalma içgüdüsü müdür?”
“Bir uzmana başvurmak neden doğru bilgi arayışının bir yoludur?”
Bu sorular, sadece “hangi doktora gidilir?” sorusunun ötesine geçer. Tıp bize yol gösterir: semptomun altında yatan nedeni bulmak için önce genel pratisyen veya aile hekimine başvurabilir, gerekirse KBB, nöroloji ya da diğer uzmanlara yönlendirilirsiniz. Çoğu zaman iç kulak denge sorunlarında KBB uzmanı uygun olurken, nörolojik nedenlerde nörolog devreye girer.([Ozan Seymen Sezen][1])
Fakat epistemolojik bakış bu süreçteki bilgi üretimini mercek altına alır: Semptomun tanımlanması, algının rapor edilmesi ve uzmanlar arasındaki iletişim, bir bilgi ağında nasıl yer alır?
Çağdaş Tartışmalar
Güncel felsefi literatürde beden‑zihin ilişkisi tartışmaları, nörobilim ve fenomenoloji gibi disiplinlerle iç içe geçiyor. Nörobilim, semptomların beyin aktiviteleriyle nasıl ilişkili olduğunu incelerken; fenomenoloji, bu deneyimin öznel yönünü ortaya koyar. Bir semptomun tedavi yolculuğu ise etik tartışmaların kaynağıdır: Hasta verisini kim kontrol ediyor? Tedaviye erişim eşit mi?
Ayrıca bazı çağdaş düşünürler, sağlık sistemlerinin nasıl epistemik otoriteler ürettiğini sorgular; bu da kafamızdaki sersemlik gibi belirtileri nasıl kategorize ettiğimizi ve hangi uzmanlık alanına yönlendirdiğimizi etkilemektedir.
Sonuç: Doktor Arayışı, Bilgi ve Varoluş
“Kafada sersemlik için hangi doktora gidilir?” sorusu tıbbi bir sorudur, ancak aynı zamanda insanın kendi bedenini, algısını ve dünyayla ilişkisini sorguladığı felsefi bir soruya dönüşebilir. Bir KBB uzmanı, bir nörolog veya hatta bazen bir kardiyoloji doktoru semptomun nedenini araştırabilir; bu da bilginin sınırlarını anlamak için atılmış bir adımdır.([Ozan Seymen Sezen][1])
Felsefi olarak baktığımızda, bedenimizle ilgili her semptom, epistemolojik bir soru, ontolojik bir deneyim ve etik bir seçimdir. Okuyucuya şu derin soruyu bırakmak istiyorum: Bedeninizi dinlemek, sadece tıbbi bir gereklilik değil, yaşamın özüne dair bir farkındalık eylemi midir? Ya da belki de, kafamızda beliren sersemlik hissi bize şu basit fakat güçlü gerçeği hatırlatır: Bilgi arayışı, varlığın en temel hareketidir.
[1]: “Baş Dönmesi İçin Hangi Doktora Ya da Bölüme Gidilir?”