Ayasofya’yı Kim Müze Yaptı? Tarihi Bir Yolculuk
Bir gün İstanbul’da bir sokakta yürürken, Ayasofya’nın gölgesinde oturan insanları izliyor ve orada geçirdiğiniz zamanı düşünüyorsunuz. Hem bir cami hem de bir müze olan bu yapının tarihî serüveni hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Ayasofya, sadece mimarisiyle değil, aynı zamanda dini, kültürel ve toplumsal önemiyle de tüm dünyayı etkileyen bir yapıdır. Peki, 1935’te bu devasa yapıyı bir müze haline getiren kişi kimdi? Ayasofya’nın bu dönüşümüne nasıl gelindi? Bunun ardında sadece mimari bir değişim değil, derin sosyo-politik ve kültürel dinamikler yatıyor.
Bu yazıda, Ayasofya’nın bir cami olmaktan müzeye dönüşmesine neden olan süreci, tarihî kökenleriyle ele alacak ve günümüzdeki tartışmalara ışık tutacağız. Bu tarihi olayın arkasındaki figürleri, karar süreçlerini ve farklı bakış açılarını derinlemesine inceleyeceğiz. Ayasofya’nın bu dönüşümü, aslında bir toplumun kültürel kimliği, dini mirası ve modernleşme yolundaki dönüşümünü de simgeliyor.
Ayasofya’nın Kökleri: Bir Yüzyıllık Tarih
Ayasofya, İstanbul’da, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 537 yılında inşa edilmeye başlandı ve kısa bir süre içinde Hristiyan dünyasının en büyük kilisesi haline geldi. Bu eşsiz yapı, Bizans mimarisinin zirvesi olarak kabul edilir. Ancak, İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinin ardından, Ayasofya camiye dönüştürülmüş ve Osmanlı döneminde önemli bir dini ve kültürel simge haline gelmiştir.
Ayasofya’nın her dönemde farklı işlevleri olmuştur. Bizans döneminde bir kilise olan Ayasofya, Osmanlı döneminde camiye dönüşmüş ve 1935 yılına kadar cami olarak kullanılmıştır. Burada önemli olan, Ayasofya’nın mimari ve dini kimliğinin dönemin egemen kültür ve siyasi yapılarına göre sürekli bir dönüşüm geçirmiş olmasıdır. Fakat bu dönüşüm, Cumhuriyet’in ilanından sonra çok daha belirginleşmiş, Ayasofya’nın “müze” olarak kullanılmaya başlanması, tam anlamıyla bir dönüm noktası olmuştur.
Ayasofya’yı Müze Yapan İsim: Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in Devrimleri
Ayasofya, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında, Türkiye Cumhuriyeti tarafından bir müze olarak açılmak üzere dönüştürülmüştür. Atatürk’ün amacı, Türk toplumunun modernleşme sürecini hızlandırmak, din ve devlet işlerini ayırmak ve Batı ile uyumlu bir kültürel ortam yaratmaktı. Ayasofya’nın bir camiden müzeye dönüştürülmesi, Atatürk’ün laiklik anlayışının ve modern Türkiye’nin kimliğinin bir yansımasıydı. 1934’te, Türk Hükûmeti, Ayasofya’yı bir müze olarak açma kararı aldı. Bu karar, toplumsal dönüşüm ve kültürel yenileşme adına önemli bir adım olarak kabul edildi.
Bu kararın alınmasındaki en önemli motivasyonlardan biri, Ayasofya’nın hem Osmanlı hem de Bizans mirasını bir arada barındıran, dünya çapında eşsiz bir kültürel mirasa sahip olmasıydı. Atatürk ve dönemin lider kadrosu, Ayasofya’yı yalnızca bir dini yapı olarak görmek yerine, evrensel bir sanat ve kültür mirası olarak değerlendirmiştir. O dönemde yapılan açıklamalara göre, Ayasofya’nın müze yapılması, sadece bir dini simge olmaktan çıkarılarak, insanlığın ortak kültürel değerine dönüştürülmesinin bir adımıydı.
Ayasofya’nın müze olarak açılması, aynı zamanda Türkiye’nin Batılılaşma yolundaki kararlılığını da yansıtmaktadır. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına geçişteki toplumsal ve kültürel değişimin bir sembolüdür. Ancak, bu adım, sadece bir dönüşüm değil, aynı zamanda büyük bir kültürel tartışma ve kimlik mücadelesi yaratmıştır.
Günümüz Tartışmaları ve Felsefi Perspektif
Ayasofya’nın müze olma kararı, zamanla Türk toplumunun farklı kesimleri arasında tartışmalara yol açtı. 1980’lerin sonlarına doğru, özellikle dini kesimlerin baskılarıyla, Ayasofya’nın cami olarak yeniden açılması gerektiği görüşü öne çıkmaya başladı. 2020 yılında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki Türkiye hükümeti, Ayasofya’yı yeniden camiye dönüştürme kararını aldı. Bu karar, hem iç hem de dış siyasette büyük yankılar uyandırdı.
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi, sadece dini bir mesele değil, sosyopolitik bir kimlik sorusu halini aldı. Laikliği savunanlar, bu dönüşümün Cumhuriyet’in temel ilkelerine aykırı olduğunu savunurken, dini ve kültürel bağlamda Ayasofya’nın cami olarak kullanılmasını isteyenler, bu yapının Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası olarak cami kimliğiyle varlığını sürdürmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Felsefi açıdan bakıldığında, bu dönüşüm, kimlik, kültür ve tarih anlayışı üzerine önemli soruları gündeme getirmiştir. Ayasofya’nın hangi kimlikte var olması gerektiği, bir toplumu oluşturan değerler ve kültürel mirasın nasıl korunacağı üzerine derin felsefi tartışmalar açmıştır. Bu noktada, ontolojik bir soru da devreye girer: “Ayasofya, tarihsel olarak varlık gösterdiği toplumların kültürel kimliğini nasıl taşımalıdır?” Bir diğer açıdan ise epistemolojik bir sorgulama yapılabilir: “Ayasofya’nın müze olma kararı, insanlığın ortak kültürel mirasını nasıl tanımlıyor?”
Ayasofya’nın Geleceği: Tarih ve Toplumun Yansıması
Ayasofya, zaman içinde, hem tarihsel anlamda hem de toplumların değişen değerleriyle şekillenen bir yapıdır. Onun her dönüşümü, bir toplumun değerler sistemine, kimliğine ve kültürel belleğine dair önemli ipuçları sunar. Ayasofya’yı kim müze yaptı sorusu, bir yapıdan çok, toplumların değişen dinamiklerinin bir yansımasıdır.
Bugün, Ayasofya’nın durumu üzerine çeşitli görüşler olsa da, bu tartışmaların toplumsal yapıyı nasıl etkilediğini ve gelecekteki kuşaklar üzerinde nasıl bir iz bırakacağını anlamak oldukça önemlidir. Her dönemin kendi ideolojileri ve kültürel normları, Ayasofya’nın kimliğini şekillendirmiştir. Bu soruyu sorarken, aslında toplumun kendi kimliğine dair çok daha büyük bir soruyu da gündeme getirmiş oluyoruz.
Sonuç: Kimlik ve Tarih Üzerine Düşünceler
Ayasofya’yı kim müze yaptı sorusuna sadece bir tarihsel yanıt aramak, yüzeysel bir çözüm olacaktır. Ayasofya, yalnızca bir bina değil, kültürel ve dini bir kavramın, toplumların değişen değerleri ve kimlikleriyle şekillenen bir simgesidir. Ayasofya’nın camiye dönüşmesi veya müze olması, toplumsal değerlerin, kimliklerin ve tarihsel mirasın sürekli değişen doğasının bir parçasıdır.
Ayasofya’nın kimlik değiştiren bu yolculuğu, bir toplumun kültürel mirasına nasıl sahip çıkması gerektiği üzerine ne tür dersler veriyor? Tarihsel süreçteki dönüşümler, toplumların kültürel değerlerine nasıl yansıyor? Bu sorular, sadece Ayasofya’ya değil, tüm kültürel mirasımıza nasıl yaklaştığımızı düşünmemizi sağlıyor.